Süresiz Yoksulluk Nafakası Hakkında Güncel Değerlendirme*
- Av. Ahmet Seyhan

- 1 gün önce
- 12 dakikada okunur
Av. Ahmet SEYHAN
Giriş
Boşanma, evlilik birliğini sona erdiren kişisel bir statü değişikliği olmakla birlikte, sonuçları sadece eşlerin medeni halinin değişmesiyle sınırlı değildir. Evlilik süresince kurulan ekonomik düzen, iş bölümü, çocuk bakımına ilişkin yükler, eşlerden birinin işgücü piyasasından uzak kalması veya mesleki gelişimini ertelemesi gibi olgular, boşanmadan sonra da tarafların sosyal ve ekonomik yaşantısını etkileyebilmektedir. Bu nedenle aile hukukunda boşanmanın mali sonuçları, yalnızca tazminat talepleriyle değil, aynı zamanda nafaka kurumlarıyla da düzenlenmiştir. Yoksulluk nafakası bu çerçevede, boşanma sebebiyle asgari yaşam gereklerini karşılayamayacak duruma düşecek eşin belirli koşullar altında korunmasına hizmet eder.[1]
Süresiz yoksulluk nafakası etrafındaki tartışma, iki menfaat arasında çatışma yaratmaktadır. Bir yanda evlilik süresince ortaya çıkan ekonomik bağımlılığın ve özellikle görünmeyen ev içi emeğin boşanma ile bir anda değersizleştirilmemesi gerektiği yönündeki sosyal koruma düşüncesi; diğer yanda ise, boşanma ile hukuki ve fiili birliktelik sona ermişken taraflardan birinin diğerine belirsiz bir zaman boyunca ödeme yapmakla yükümlü tutulmasının kişisel sorumluluk, ekonomik özgürlük ve hakkaniyet açısından sorunlu olabileceği ileri sürülmektedir.
Bu çalışma, süresiz nafakayı savunan ya da tümden reddeden keskin yaklaşımlardan ziyade, kurumun amacını, sınırlarını ve uygulanma biçimini birlikte değerlendiren bir orta yol önermektedir. Çünkü yoksulluk nafakasının amacı, nafaka alacaklısını zenginleştirmek veya nafaka borçlusunu cezalandırmak değildir. Kurumun meşruiyeti, boşanmanın yarattığı yoksullaşma riskini ölçülü biçimde gidermesinde ve bu giderimi, nafaka borçlusunun mali gücüyle bağdaşır şekilde gerçekleştirmesinde yatmaktadır. Nitekim son süreçte Anayasa Mahkemesi, 04.06.2026 tarihli Genel Kurul toplantısında, Türk Medeni Kanunu m.175/1’de yer alan “süresiz olarak” ibaresine ilişkin iptal istemini oy çokluğuyla kabul etmiş olup bu kararın dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği de ayrıca dikkate alınmalıdır.
Yoksulluk Nafakasının Hukuki Niteliği ve Fonksiyonu
Yoksulluk nafakası, boşanmanın feri mali sonuçlarından biridir. Bu nafaka, tazminat hukuku mantığıyla açıklanamaz; zira nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. Aynı nedenle ceza niteliği de taşımaz. Hukuki nitelik bakımından daha isabetli açıklama, evlilik süresince eşler arasında mevcut olan yardımlaşma ve dayanışma yükümlülüğünün, evlilik birliği sona erdikten sonra sınırlı ve mali bir görünüm kazanmasıdır.[2]
Yoksulluk nafakasının koruma fonksiyonu, özellikle ekonomik bağımlılığın evlilik içinde üretildiği hallerde önem kazanır. Eşlerden birinin ev içi emeği üstlenmesi, çocuk veya yaşlı bakımını yürütmesi, diğer eşin kariyerini kolaylaştırırken kendi mesleki sermayesini zayıflatması ya da evlilik süresince sosyal güvenlik ve çalışma hayatı dışında kalması, boşanma anında tarafların eşit başlangıç koşullarına sahip olmadığını gösterir. Bu nedenle yoksulluk nafakası, salt boşanma sonrası yardım değil, evlilik süresince kurulmuş ekonomik dengenin ani ve ağır biçimde bozulmasını önleyen bir aile hukuku aracıdır.
Bununla birlikte yoksulluk nafakası, boşanmış eşler arasında ömür boyu sürecek bir ekonomik vesayet ilişkisi kurmamalıdır. Nafaka alacaklısının kendi geçimini sağlama imkanı varsa, yoksulluk koşulu gerçekleşmeyecektir. Keza nafaka borçlusunun mali gücünü aşan, onu kendi asgari yaşamını sürdüremez hale getiren veya yeni aile ilişkilerini ölçüsüz biçimde etkileyen bir nafaka kararı da kurumun amacını aşar. Bu nedenle yoksulluk nafakası, hem alacaklı hem borçlu yönünden ölçülülük ilkesiyle sınırlandırılmalıdır.
Kanuni Şartlar: Talep, Kusur, Yoksulluk ve Mali Güç
TMK m. 175 hükmüne göre yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için öncelikle talep şartı bulunmalıdır. Hakim, taraflardan birinin açık talebi olmaksızın yoksulluk nafakasına re'sen karar veremez. Bu unsur, yoksulluk nafakasının boşanmanın kendiliğinden doğan ve mahkemece kendiliğinden hükmedilmesi gereken bir sonucu olmadığını gösterir.[3]
İkinci şart, nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olmasıdır. Yoksulluk kavramı kanunda tanımlanmamış olup öğretide ve uygulamada barınma, beslenme, giyim, sağlık, ulaşım, eğitim ve kültürel ihtiyaçlar gibi asgari yaşam gereklerini karşılayamama tehlikesi üzerinden açıklanmaktadır. Bu sebeple yoksulluk, mutlak anlamda hiçbir gelir veya malvarlığı bulunmaması anlamına gelmemektedir. Nafaka talep eden kişinin gelirinin bulunması, her durumda yoksulluk nafakasını engellemez; ancak bu gelir asgari yaşam gereklerini karşılamaya yetiyorsa nafaka koşulu gerçekleşmez.[4]
Üçüncü şart kusura ilişkindir. Nafaka isteyen eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir. Bu çerçevede kusursuz, daha az kusurlu veya eşit kusurlu eş yoksulluk nafakası talep edebilir; ancak daha ağır kusurlu eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemez. Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması ise kanunen aranmaz. Bu nokta, yoksulluk nafakasının tazminattan ayrılan en belirgin yönüdür.
Dördüncü şart, nafaka yükümlüsünün mali gücüdür. Kanun, nafakanın diğer tarafın mali gücü oranında istenebileceğini düzenleyerek, alacaklının korunması ile borçlunun ekonomik varlığı arasındaki dengeyi normun içine yerleştirmiştir. Hakim, nafaka miktarını belirlerken sadece borçlunun gelirini değil, borçlunun zorunlu giderlerini, bakmakla yükümlü olduğu kişileri, malvarlığını, düzenli gelir akışını ve somut olayda ödeme kapasitesini de değerlendirmelidir.
Tarihsel Gelişim: Bir Yıllık Sınırdan Süresiz Talep İmkanına
Yoksulluk nafakasının süresine ilişkin tartışmanın doğru anlaşılabilmesi için tarihsel gelişim özel önem taşır. 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin ilk döneminde yoksulluk nafakası, azami bir yıl süreyle sınırlıydı. Bu sınırlama, özellikle çalışma hayatına katılmamış veya katılması toplumsal koşullar gereği fiilen güçleşmiş olan kadın eş bakımından boşanma sonrasında ağır mağduriyetler yaratabileceği gerekçesiyle eleştirilmiştir. 3444 sayılı Kanun ile 1988 yılında yapılan değişiklikle bir yıllık sınır kaldırılmış ve yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenebilmesi kabul edilmiştir.[5]
4721 sayılı TMK döneminde bu yaklaşım korunmuş, ancak mülga düzenlemede yer alan erkeğin kadından nafaka isteyebilmesi için kadının refah halinde bulunması koşulu yeni Kanun'a alınmamıştır. Böylece anayasal eşitlik ilkesi doğrultusunda, yoksulluk nafakasının kadın veya erkek ayrımı yapılmaksızın her iki eş tarafından talep edilebileceği kabul edilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'de yoksulluk nafakası taleplerinin büyük ölçüde kadınlar tarafından ileri sürülmesi, tartışmanın toplumsal cinsiyet boyutunu ortadan kaldırmamaktadır.[6]
Tarihsel olarak süresizlik ibaresi, öncelikle bir yıllık katı sınırın doğurduğu adaletsizlikleri gidermek amacıyla getirilmiştir. Bu nedenle ibarenin arkasında, her evlilikte doğrudan ve mutlak biçimde ömür boyu nafaka ödenmesi düşüncesinden ziyade, yoksulluğun bir yılda ortadan kalkmayabileceği gerçeği bulunmaktadır. Süresizlik, kanuni üst sınırın kaldırılmasıdır; yoksa her somut olayda süre sınırının yargısal olarak belirlenemeyeceği anlamına zorunlu olarak gelmez.
Süresizlik İbaresinin Anlamı: Ömür Boyu Hak mı, Süre Sınırı Bulunmayan Talep İmkanı mı?
TMK m. 175'te yer alan "süresiz olarak nafaka isteyebilir" ifadesi, dil bakımından önce hak sahibine tanınan talep imkanını ifade eder. "İsteyebilir" fiili, nafaka alacaklısının talepte bulunma hakkını gösterir; hakimin her durumda ve talep edilen şekilde süresiz nafakaya hükmetme mecburiyetini açıkça ifade etmez. Bu nedenle lafzi yorum, tek başına, süresiz talep halinde hakimin mutlaka süresiz nafakaya hükmetmesi gerektiği sonucunu zorunlu kılmaz.[7]
Buna karşılık Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı, süresiz talep halinde nafakanın belirli bir süreyle sınırlandırılmasını kanuna aykırı görme eğilimindedir. Bu yaklaşımda, kanunun süre bakımından hakime açık takdir yetkisi tanımadığı ve süresiz nafakanın kanuni düzenleme gereği olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla uygulamada süresiz talep, çoğu zaman süresiz hüküm sonucunu doğurmaktadır.[8]
Öğretide ise aksi yönde güçlü bir görüş vardır. Bu görüşe göre, kanunda "süresiz isteyebilir" denilmesi, alacaklının bu yönde talepte bulunmasını mümkün kılar; fakat hakim, TMK m. 4'teki hakkaniyet, TMK m. 1'deki bilimsel görüş ve yargı kararlarından yararlanma ilkesi, TMK m. 176'daki ödeme biçimi ve sona erme mekanizması ile boşanma yargılamasına özgü ilkeler çerçevesinde somut olay adaletini tesis etmekle yükümlüdür. Böyle bakıldığında, süresiz talep halinde süreli nafakaya hükmedilmesi talepten fazlasına değil, talepten daha azına karar verilmesi anlamına gelir. Ancak bu yorumun kabul edilebilirliği, hükmün gerekçeli ve somut olay ölçütlerine dayalı kurulmasına bağlıdır.[9]
Süreli talep ihtimalinde ise mesele daha nettir. Nafaka talep eden taraf talebini belirli bir süre ile sınırlamışsa, hakim bu süreden daha uzun bir süre veya süresiz nafakaya hükmetmemelidir. Bu sonuç, taleple bağlılık ilkesinin doğal sonucudur. Buna karşılık hakim, koşullar oluşmadıysa talebi reddedebilir veya daha kısa süreli bir nafaka belirleyebilir; fakat bunun gerekçesini ortaya koymalıdır.[10] [11]
Öğretideki Karşıt Görüşler ve Eleştirilerin Değerlendirilmesi
Süresiz yoksulluk nafakasına yöneltilen eleştiriler birkaç noktada toplanmaktadır. İlk olarak, kısa süren ve çocuksuz evliliklerde süresiz nafakanın hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurduğu ileri sürülmektedir. İkinci olarak, süresiz nafakanın taraflar arasındaki ekonomik ve psikolojik bağı boşanma sonrasında da sürdürdüğü, nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması davaları sebebiyle uyuşmazlıkları canlı tuttuğu belirtilmektedir. Üçüncü olarak, nafaka alacaklısını çalışma veya yeniden evlenme konusunda isteksiz bırakabileceği iddiası dile getirilmektedir.[12]
Bu eleştirilerin tümü aynı ağırlıkta değildir. Kısa süreli, çocuksuz, eşlerden birinin diğerinin ekonomik hayatını belirgin biçimde etkilemediği ve nafaka isteyen tarafın eğitim, yaş, sağlık ve meslek bakımından kısa sürede kendi geçimini sağlayabileceği evliliklerde süresiz nafaka gerçekten ölçüsüz sonuçlar doğurabilir. Buna karşılık uzun yıllar süren, taraflardan birinin ev içi emeği ve bakım yükleri sebebiyle işgücü piyasasından uzak kaldığı, yaş veya sağlık koşullarının geçimi güçleştirdiği evliliklerde süresiz nafaka ihtimali tamamen dışlanamaz.
Süresiz nafakanın çalışma isteğini azalttığı iddiası da her olayda geçerli kabul edilemez. Nafaka miktarlarının çoğu durumda yüksek olmadığı, hatta enflasyon karşısında alım gücünün zamanla azaldığı dikkate alındığında, yoksulluk nafakasının sistematik olarak çalışma karşıtı bir teşvik oluşturduğu sonucuna temkinli yaklaşmak gerekir. Bununla birlikte, objektif olarak çalışabilecek durumda olan, makul iş olanaklarına erişebilen ve buna rağmen kendi geçimini sağlama yükümlülüğünden kaçınan kişinin süresiz nafaka talebinin dürüstlük kuralı ve hakkaniyet çerçevesinde sınırlanması mümkündür.
Süresizliğin tamamen kaldırılmasını savunan görüşler, nafaka borçlusunun belirsizlik ve mülkiyet hakkı üzerindeki yükünü öne çıkarır. Buna karşılık süresizliğin korunmasını savunan görüşler, kadın yoksulluğu, ev içi emeğin görünmezliği, sosyal güvence eksikliği ve boşanma sonrası ekonomik kırılganlık üzerinde durur. Her iki yaklaşım da meşru bir gerçekliğe temas etmektedir. Sorun, bu gerçekliklerden birini mutlaklaştırmakta değil, somut olay adaletine imkan veren bir dengeleme testinin kurulmasındadır.[13][14]
Kanaatimizce yoksulluk nafakasının süresinin belirlenmesinde ilk ölçüt evliliğin fiili süresi olmalıdır. Kısa süreli evlilikler, taraflar arasında kalıcı ekonomik bağımlılık yaratmamışsa süresiz nafaka bakımından daha ihtiyatlı değerlendirilmelidir. Buna karşılık uzun süreli evliliklerde ekonomik hayatın ortaklaşa kurulduğu, ev içi emek ve bakım yükleri sebebiyle taraflardan birinin gelir elde etme kapasitesinin zayıfladığı kabul edilebilir. Ancak evlilik süresi tek başına belirleyici olmamalıdır; her olayda evlilik süresinin ekonomik etkisi araştırılmalıdır.
İkinci ölçüt, evlilik içi iş bölümü ve bakım emeğidir. Çocukların bakımını üstlenen, yaşlı veya hasta aile bireylerine bakan, bu nedenle çalışamayan ya da yarı zamanlı ve düşük güvenceli işlerde kalan eşin boşanma sonrasında kendi geçimini hemen sağlaması beklenemeyebilir. Bu durumlarda nafaka süresi belirlenirken, alacaklının işgücü piyasasına yeniden katılabilmesi için gereken eğitim, mesleki uyum ve bakım düzeni dikkate alınmalıdır.
Üçüncü ölçüt, alacaklının yaşı, sağlık durumu, eğitim düzeyi, mesleki yeterliliği ve fiili istihdam imkanlarıdır. Soyut olarak "çalışabilir" olmak yeterli değildir; kişinin yaşadığı yerdeki iş piyasası, bakım yükleri, mesleğin güncelliği, uzun süreli işsizlik veya mesleğe ara verme gibi olgular birlikte değerlendirilmelidir. Buna karşılık yüksek eğitimli, sağlık engeli bulunmayan ve makul sürede gelir elde etmesi beklenebilen alacaklı bakımından süreli nafaka veya toptan ödeme seçenekleri daha uygun olabilir.
Dördüncü ölçüt, tarafların malvarlığı ve boşanmanın diğer mali sonuçlarıdır. Mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacaklar, maddi ve manevi tazminat, sosyal güvenlik hakları ve miras veya düzenli gelir kaynakları yoksulluk değerlendirmesinde göz ardı edilmemelidir. Yoksulluk nafakası, aynı ekonomik zararın birden fazla araçla telafi edilmesine veya alacaklının zenginleşmesine yol açacak biçimde uygulanmamalıdır.
Beşinci ölçüt, nafaka borçlusunun mali gücü ve yeni yaşam düzenidir. Borçlunun geliri, zorunlu giderleri, bakım yükümlülükleri, sağlık durumu, iş güvencesi ve ekonomik riskleri değerlendirilmeden belirlenen nafaka, borçluyu ölçüsüz biçimde ağırlaştırabilir. Yoksulluk nafakası, alacaklının asgari yaşam gereksinimini karşılarken borçlunun asgari yaşamını ortadan kaldırmamalıdır.
Altıncı ölçüt, nafakanın ödeme biçimidir. İrat biçiminde süresiz nafaka, taraflar arasında uzun süreli hukuki ilişki yaratır. Toptan ödeme ise özellikle kısa veya orta süreli evliliklerde, borçlunun mali gücü elveriyorsa ve alacaklıya yeni hayatını kurmak için makul bir ekonomik başlangıç sağlayabiliyorsa tercih edilebilir. Böylece yoksulluk riskine karşı koruma sağlanırken taraflar arasındaki ekonomik bağın sürekli hale gelmesi önlenebilir.[15]
Sona Erme, Değiştirme ve Azaltma Mekanizmaları
Süresiz nafakanın mutlak olmadığı en açık biçimde TMK m. 176'da görülür. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen yoksulluk nafakası, alacaklının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden sona erer. Alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hallerinde ise mahkeme kararıyla kaldırılabilir.[16]
Ayrıca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi halinde nafakanın artırılması ya da azaltılması mümkündür. Bu mekanizma, süresiz nafakanın zamana yayılan değişken bir borç olduğunu gösterir. Nafaka kararı verildiği tarihte mevcut olan yoksulluk ve ödeme gücü koşulları, yıllar içinde değişebilir. Bu değişiklik, alacaklı veya borçlu lehine yeniden değerlendirme yapılmasını gerektirebilir.
Bununla birlikte uygulamada sona erme ve azaltma davalarının yeni ihtilaflar yaratması da dikkate alınmalıdır. Nafaka borçlusunun alacaklının özel hayatını takip etmesi, fiili birliktelik iddialarının ispatında mahremiyet sorunları doğması ve ekonomik değişikliklerin sürekli dava konusu yapılması, süresiz nafakanın sosyal maliyetleri arasındadır. Bu nedenle başlangıçta daha gerekçeli, ölçütlere dayalı ve gerekiyorsa süreli karar verilmesi, sonraki uyuşmazlıkların azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Sonuç
Mevcut norm, yorum yoluyla somut olay adaletine elverişli sonuçlar üretmeye tamamen kapalı değildir. TMK m. 175'teki "isteyebilir" ifadesi, TMK m. 176'daki toptan ödeme ve sona erme hükümleri, TMK m. 4'teki hakkaniyet ve TMK m. 1'deki yorum ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde, hakimin nafakanın süresini ve ödeme biçimini somut olayın özelliklerine göre gerekçelendirmesi mümkündür. Bu nedenle sorunun kaynağı sadece kanun metni değil, metnin uygulamada katı ve otomatik yorumlanmasıdır.
Buna rağmen kanun koyucu, belirlilik ve öngörülebilirlik bakımından m. 175 veya m. 176'ya ölçütler ekleyebilir. Bu ölçütler arasında evliliğin fiili süresi, evlilik içi iş bölümü, çocuk ve bakım yükleri, tarafların yaşı ve sağlık durumu, eğitim ve mesleki durumları, işgücü piyasasına katılma beklentileri, gelir ve malvarlığı, sosyal güvenlik hakları, mal rejimi tasfiyesi, nafaka borçlusunun ödeme gücü ve hakkaniyetin gerektirdiği diğer olgular yer alabilir. Böyle bir düzenleme, hakimin takdir yetkisini ortadan kaldırmaz; aksine takdir yetkisinin keyfilikten uzak, denetlenebilir ve gerekçeli kullanılmasını sağlar.
Sosyal politika boyutu da ihmal edilmemelidir. Yoksulluk nafakası, tek başına kadın yoksulluğunu, kayıt dışı emeği, bakım hizmetlerinin yetersizliğini veya işgücüne katılım sorunlarını çözecek bir araç değildir. Devletin meslek edindirme, istihdam, kreş ve bakım hizmetleri, sosyal yardım ve sosyal güvenlik mekanizmalarını güçlendirmesi, yoksulluk nafakasına yüklenen fonksiyonu azaltacak ve taraflar arasında daha adil bir denge kuracaktır.[17]
Anayasa Mahkemesinin 04.06.2026 tarihli kararıyla TMK m. 175/1’deki “süresiz olarak” ibaresinin iptal edilmiş olması, bu makalede savunulan ölçülü ve somut olay merkezli yaklaşımı normatif düzeyde daha görünür kılan bir dönüm noktasıdır. Ancak burada dikkatle belirtilmelidir ki iptal edilen şey yoksulluk nafakasının kendisi değil, nafakanın kanuni metinde süre bakımından sınırsız biçimde talep edilebilmesine imkân veren ibaredir. Dolayısıyla karar, yoksulluk nafakasının sosyal koruma işlevini ortadan kaldıran bir sonuç olarak değil, bu korumanın süre, kapsam ve ölçütler bakımından yeniden kurulmasını zorunlu kılan anayasal bir uyarı olarak değerlendirilmelidir. Kanaatimizce kararın en önemli sonucu, yoksulluk nafakasını tümden tasfiye etmek değil, onu daha öngörülebilir, gerekçelendirilebilir ve hakkaniyete elverişli bir yapıya kavuşturma ihtiyacını kesinleştirmesidir.
*04.06.2026 SP Akademi, www.seyhanpartners.com
[1] 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 175; güncel kanun metni için bkz. T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi, Türk Medeni Kanunu, Kanun No. 4721, RG 08.12.2001/24607.
[2] ERSÖZ, Oğuz: "Yoksulluk Nafakasında Süre", Ombudsman Akademik, Yıl 12, S. 23, Temmuz-Aralık 2025, s. 171-192, özellikle s. 173-175; AKKURT, Sinan Sami: "TMK m. 175 Hükmünün Yoksulluk Nafakasının Süresine İlişkin Yaklaşımının Hukuki Yorum Yöntemleri Çerçevesinde Tahlili", Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 1, Ocak 2024, s. 1-18, özellikle s. 2-4.
[3] Yargıtay HGK, 30.01.2008, E. 2008/2-51, K. 2008/87; talep bulunmadıkça yoksulluk nafakasına hükmedilemeyeceği yönündeki değerlendirme için bkz. AKKURT, s. 6, dn. 19; ERSÖZ, s. 174.
[4] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.11.2009, E. 2009/500, K. 2009/557; ayrıca Yargıtay HGK, 05.11.2019, E. 2017/1025, K. 2019/1135. Yoksulluk kavramının asgari yaşam gereksinimleri çerçevesinde değerlendirilmesi konusunda bkz. ERSÖZ, s. 175.
[5] 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi m. 144 dönemindeki bir yıllık süre sınırı ve 3444 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik için bkz. AKKURT, s. 11-12; ERSÖZ, s. 176-178.
[6] BOZKURT, Fatma Duygu: "Yoksulluk Nafakasını İnsan Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Ekseninde Yeniden Düşünmek", İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 12, S. 2, 2021, s. 566-584.
[7] AKKURT, özellikle s. 6-7 ve s. 13-14. Yazar, "isteyebilir" fiilinin hak sahibine talep imkanı tanıdığı, fakat hakime her halde süresiz nafakaya hükmetme yükümlülüğü yüklemediği görüşündedir.
[8] Yargıtay 2. HD, 12.12.2017, E. 2016/8859, K. 2017/14407; bu karar ve aynı yöndeki uygulama hakkında bkz. ERSÖZ, s. 181-182; AKKURT, s. 9, dn. 27.
[9] TMK m. 184, boşanma yargılamasına özgü ispat ve hakim denetimi ilkelerini düzenlemektedir. Bu hükmün sistematik yorum bakımından önemi hakkında bkz. AKKURT, s. 8-9.
[10] Süreli nafaka talebi halinde taleple bağlılık ilkesi uyarınca talep edilen sürenin aşılmaması gerektiği konusunda bkz. ERSÖZ, s. 180-181; ayrıca HMK m. 26.
[11] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 26: hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.
[12] YAĞCI, Kürşad: "Yoksulluk Nafakasında Süresizlik Sorunu", İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 76, S. 1, 2018, s. 323-358.
[13] BAŞ, Seda / ÖZCAN, Nisa: "Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutuyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı", Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 4, S. 1, 2022, s. 329-384.
[14] BULUT, Hüseyin: "Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununa İlişkin Değerlendirmeler ve Çözüm Önerileri", Adalet Dergisi, S. 72, 2024.
[15] 4721 sayılı TMK m. 176. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen yoksulluk nafakasının kendiliğinden veya mahkeme kararıyla sona erme halleri aynı maddede düzenlenmiştir.
[16] DEMİR, Remzi: "Yoksulluk Nafakasının Sona Erme Sebepleri ve Yoksulluk Nafakasının Süresizliğine Dair Tartışmalar", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 147, 2020, s. 221-249.
[17] Türkiye Büyük Millet Meclisi, Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu, 26. Yasama Dönemi, Sıra Sayısı 399, 2016; rapora ilişkin değerlendirme için bkz. ERSÖZ, s. 182.
Kaynakça
AKKURT, Sinan Sami: "TMK m. 175 Hükmünün Yoksulluk Nafakasının Süresine İlişkin Yaklaşımının Hukuki Yorum Yöntemleri Çerçevesinde Tahlili", Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 1, Ocak 2024, s. 1-18.
ARBEK, Ömer: "Boşanmanın Mali Sonuçları", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 54, S. 1, 2005, s. 115-163.
AYM, 17.05.2012, E. 2011/136, K. 2012/72, RG 26.06.2012/28335.
BAŞ, Seda / ÖZCAN, Nisa: "Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutuyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı", Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 4, S. 1, 2022, s. 329-384.
BOZKURT, Fatma Duygu: "Yoksulluk Nafakasını İnsan Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Ekseninde Yeniden Düşünmek", İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 12, S. 2, 2021, s. 566-584.
BULUT, Hüseyin: "Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununa İlişkin Değerlendirmeler ve Çözüm Önerileri", Adalet Dergisi, S. 72, 2024.
DEMİR, Remzi: "Yoksulluk Nafakasının Sona Erme Sebepleri ve Yoksulluk Nafakasının Süresizliğine Dair Tartışmalar", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 147, 2020, s. 221-249.
ERSÖZ, Oğuz: "Yoksulluk Nafakasında Süre", Ombudsman Akademik, Yıl 12, S. 23, Temmuz-Aralık 2025, s. 171-192.
KOCABAŞ, Gediz: "Evlilik Sonrası Dayanışma İlkesi ve Bu İlkenin Sınırı Olarak Clean Break İlkesi Doğrultusunda Yoksulluk Nafakasını Belirleyici Ölçütler", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 19, S. 1, 2013, s. 357-392.
KULAKLI, Emrah: "Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi", İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 5, S. 2, 2018, s. 237-268.
REYHANİ YÜKSEL, Sera: "Yoksulluk Nafakası ve Süre Sorunu", Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 2, S. 2, 2021, s. 485-509.
YAĞCI, Kürşad: "Yoksulluk Nafakasında Süresizlik Sorunu", İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 76, S. 1, 2018, s. 323-358.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu; Schweizerisches Zivilgesetzbuch (ZGB) Art. 125; Bürgerliches Gesetzbuch (BGB) §§ 1569, 1576.
Sık Sorulan Sorular
Süresiz nafaka tamamen kaldırıldı mı?
Süresiz nafaka tartışması, yoksulluk nafakasının tamamından ziyade TMK m. 175’te yer alan “süresiz olarak” ibaresi ve bu ibarenin nafaka borçlusu ile nafaka alacaklısı arasındaki menfaat dengesi bakımından doğurduğu sonuçlar üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Yoksulluk nafakası ile süresiz nafaka aynı şey midir?
Halk arasında “süresiz nafaka” olarak ifade edilen kurum, hukuken çoğu durumda yoksulluk nafakasıdır. Yoksulluk nafakası, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek olan ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan tarafın talep edebileceği nafaka türüdür.
Süresiz nafaka her durumda ömür boyu devam eder mi?
Hayır. Süresiz nafaka, baştan belirli bir süreyle sınırlandırılmamış nafaka anlamına gelir; fakat nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, taraflardan birinin ölümü, yoksulluğun ortadan kalkması veya kanunda öngörülen diğer nedenlerle sona erebilir ya da kaldırılabilir.
AYM kararı nafaka davaları bakımından ne ifade eder?
Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafakaya ilişkin yaklaşımı, nafaka kurumunun sosyal koruma amacını ve nafaka borçlusuna ölçüsüz yük yüklenmemesi gereğini birlikte değerlendirmeyi zorunlu kılar. Bu sebeple kararın etkisi, gerekçeli karar, yürürlük tarihi ve kanun koyucunun yapacağı yeni düzenleme dikkate alınarak yorumlanmalıdır.
.png)



Yorumlar