Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Hakkında Güncel Değerlendirme*
- Av. Ahmet Seyhan

- 13 Haz
- 11 dakikada okunur
Av. Ahmet SEYHAN
A. Genel Olarak Değerlendirme
12.06.2026 tarihli ve 33278 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklik (Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar, 12.06.2026 tarihli ve 33278 sayılı Resmi Gazete), zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yalnızca teknik bir güncelleme yapmamış; trafik sigortasında tazminatın kapsamı, hesaplama yöntemi, sigortacının ispat yükü, değer kaybı talebinin başvuruya dahil sayılması ve bedensel zarar kalemlerinin Türk Borçlar Kanunu ile ilişkisi bakımından yeni bir uygulama zemini kurmuştur. Değişikliğin merkezinde, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları sonrasında güç kazanan gerçek zarar ilkesi bulunmaktadır. Bu nedenle düzenleme, sigorta hukukunun dar sözleşmesel sorumluluk açıdan değil; işletenin kusursuz sorumluluğu, haksız fiil tazminatı, idarenin düzenleme yetkisinin sınırları ve zarar görenin etkili tazmin hakkı ekseninde okunmalıdır.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası, trafik kazaları sonucunda üçüncü kişilerin uğradığı zararın işletenin malvarlığına bırakılmadan karşılanmasını amaçlayan, sosyal koruma fonksiyonu ağır basan bir sorumluluk sigortasıdır. Bu sigorta türünün ekonomik fonksiyonu, riskin sigorta tekniğiyle dağıtılması; hukuki fonksiyonu ise zarar görenin tazminata ulaşmasını teminat altına almaktır. Bu nedenle trafik sigortası genel şartları, klasik anlamda yalnızca sigortacı ile sigorta ettiren arasındaki sözleşmesel düzenleme metni gibi ele alınamaz. Genel şartlar, doğrudan zarar gören üçüncü kişinin tazminat talebinin kapsamını etkilediği ölçüde kanun, idari düzenleme ve temel haklar arasında kesişen bir norm alanı yaratır.
12 Haziran 2026 değişikliği bu kesişim alanında ortaya çıkmıştır. Tebliğ, bir yandan sigortalı tanımını, teminat türlerini, değer kaybı hesaplama rejimini, sağlık ve sakatlanma teminatının sınırlarını, destekten yoksun kalma tazminatını, hasarlı parça değişimini, ağır hasarlı araçlarda ödeme koşulunu, kaza yerini terk hâlinde rücu sebebini ve sigortalının değişmesine ilişkin hükmü yeniden düzenlemekte; diğer yandan Ek-1, Ek-2, Ek-3 ve Ek-7’yi yürürlükten kaldırarak önceki dönemin formül ve ek odaklı hesaplama usulünü adeta tasfiye etmektedir.
Karayolları Trafik Kanunu sisteminde işletenin sorumluluğu, motorlu aracın işletilmesinden doğan tehlike esasına dayalı ağırlaştırılmış bir sorumluluktur. Zorunlu mali sorumluluk sigortası ise bu sorumluluğun üçüncü kişilere karşı mali sonuçlarını teminat altına alır. Bu nedenle sigortacı, doğrudan haksız fiil faili değildir; ancak kanunun kurduğu zorunlu teminat sistemi içinde zarar görene karşı ödeme yükümlülüğü altına girer. Bu ayrım, trafik sigortası bakımından iki farklı sınırın birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılar: Birincisi zarar kaleminin haksız fiil hukuku anlamında kapsamı, ikincisi sigortacının poliçe limiti ve genel şartlar çerçevesindeki ödeme sorumluluğudur.
Gerçek zarar ilkesi, bu iki sınırdan ilkine ilişkindir. Ölüm, bedensel zarar, araç hasarı ve değer kaybı gibi tazminat kalemlerinde zarar, soyut bir idari cetvelin değil, somut olayın ekonomik sonucunun konusudur. Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümleri, zararın türünü ve miktarını belirlerken olayın özelliklerini, zarar görenin fiili durumunu ve zarar ile fiil arasındaki illiyet bağını esas alır. Bu nedenle genel şartlarla getirilen hesaplama yöntemi, ancak zararın tespiti bakımından teknik kolaylık sağlayabilir; kanunun tanıdığı tazminat hakkını ortadan kaldıran veya sistematik biçimde azaltan bir sonuç doğuramaz. Anayasa Mahkemesi’nin 2020 tarihli kararı, bu sınırı anayasal düzeyde görünür hâle getirmiştir. Mahkeme, genel şartlara atıfla sigortacının sorumluluğunun kanun dışı biçimde daraltılabilmesi ihtimalini hukuk devleti, mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğü bakımından sorunlu görmüş; temel çerçevenin kanunda belirlenmeden idareye geniş takdir alanı bırakılmasının anayasal güvenceyle bağdaşmadığını ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi’nin 2022 tarihli kararı ise daha ileri bir düzlemde değer kaybı, destekten yoksun kalma ve sürekli sakatlık tazminatının belirlenme esaslarını ele almış; sigortacının sorumluluğu ile işletenin haksız fiil sorumluluğu arasında gerçek zararı karşılamayan yapay bir ayrım kurulmasının zorunlu trafik sigortasının koruma amacıyla uyumlu olmadığını vurgulamıştır. Bu karar çizgisi, 2026 değişikliğinin temelini oluşturan Türk Borçlar Kanunu’na dönüş yaklaşımını açıklamaktadır.
B. 2026 Değişikliğinin Madde Bazında İncelenmesi
1. Sigortalı Tanımı
Değişiklikle “sigortalı”, poliçe konusu motorlu araçta 2918 sayılı Kanuna göre işleten sayılan kişi olarak tanımlanmıştır. Bu ifade, 2021 değişikliğiyle öne çıkan “2918 sayılı Kanunun 91. maddesi uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorunda olan işletenler” formülasyonuna göre daha isabetlidir. Çünkü zorunlu sigortanın merkezinde yalnızca sigorta yaptırma yükümlülüğü değil, işleten sıfatına bağlı hukuki ve mali sorumluluk bulunmaktadır. Bu değişikliğin pratik sonucu, sigorta teminatının muhatabı olan kişinin belirlenmesinde şekli poliçe ilişkisi yerine Karayolları Trafik Kanunu’ndaki işleten kavramının esas alınmasıdır. Özellikle araç devri, kiralama, uzun süreli kullanım, filo yönetimi, finansal kiralama ve fiili hâkimiyet durumlarında işleten sıfatı, her zaman poliçedeki sigorta ettirenle birebir örtüşmeyebilir. Yeni tanım, bu ayrımı daha doğru karşılamakta ve genel şartların kanundaki sorumluluk öznesiyle uyumunu artırmaktadır.
2. Kalıcı Veri Saklayıcısı: Dijital Bildirim ve İspat
Tebliğ ayrıca kalıcı veri saklayıcısı tanımı, kısa mesaj, elektronik posta, internet, mobil uygulama, disk, CD, DVD, hafıza kartı, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi ya da e-Devlet üzerinden kurulacak yapı ve benzeri araçları kapsayacak şekilde geniş tutulmuştur. Bu hüküm, tazminat başvuru sürecinin dijitalleşmesiyle birlikte bildirim, ispat ve sürelerin başlangıcı bakımından önem kazanacaktır. Hükmün asıl etkisi, sigortacının değer kaybı tutarını nihai eksper raporunun kendisine ulaşmasını takip eden iş günü içinde hak sahibine yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla bildirme yükümlülüğünde görülecektir. Artık yalnızca “bildirdik” savunması yeterli olmayacak; bildirimin hangi kanaldan, hangi tarihte, hangi içerikle ve değiştirilemez biçimde iletildiği ispatlanmak zorunda kalacaktır. Bu nedenle sigorta şirketlerinin hasar yönetim sistemlerini elektronik tebligat benzeri denetlenebilir kayıt yapılarıyla uyumlu hâle getirmesi gerekir.
3. Maddi Zararlar ve Değer Kaybı
2026 değişikliğinin en yüksek pratik etkisi, maddi zararlar teminatı ve değer kaybı düzenlemesindedir. Yeni düzenlemeye göre maddi zararlar teminatı, zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil olmak üzere hak sahibinin doğrudan malları üzerindeki azalmayı ifade eder. Değer kaybı, Kurum tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre atanacak sigorta eksperi tarafından aracın markası, yaşı, modeli, kullanılmışlık düzeyi, hasar gören kısımları, geçmiş hasar durumu ve kazadan önceki ikinci el satış değeri ile onarımdan sonraki ikinci el satış değeri arasındaki fark dikkate alınarak belirlenecektir. Bu düzenleme, eski formül rejiminden piyasa temelli somut değerleme rejimine geçiş anlamına gelmektedir. Değer kaybı artık yalnızca tablodaki katsayıların sonucu değildir; aracın gerçek ikinci el piyasasındaki konumu, hasarın niteliği, daha önceki hasar kayıtları ve onarım sonrası ekonomik algı birlikte değerlendirilmek zorundadır. Bu noktada eksper raporu, yalnızca sonuç tutarını gösteren bir belge olmamalıdır; hangi piyasa verisinin esas alındığını, emsal araçların nasıl seçildiğini, önceki hasarların ne ölçüde indirim sebebi yapıldığını ve onarım sonrası değer tespitinin hangi gerekçeye dayandığını açıklanmalıdır.
Düzenlemenin bi diğer önemli boyutu, araç hasarı için yapılan başvurunun değer kaybı talebini de kapsadığının kabul edilmesidir. Bu hüküm, uygulamada sık karşılaşılan “değer kaybı ayrıca talep edilmedi” savunmasını büyük ölçüde etkisiz hâle getirmektedir. Hak sahibi araç hasarı başvurusu yaptığında, değer kaybı bakımından da başvuru yapmış sayılacak; sigortacı dosyayı yalnızca onarım bedeli yönünden kapatamayacaktır. Bu değişiklik, zarar gören lehine açık bir usul güvencesidir. Uyuşmazlıkların yeni odağı, değer kaybı talebinin varlığı değil, miktarı olacaktır. Bu nedenle müvekkil/başvuran taraf bakımından kaza tarihine yakın ikinci el piyasa verilerinin, hasar öncesi ve sonrası ekspertiz kayıtlarının, ilan örneklerinin, servis kayıtlarının ve aracın hasar geçmişinin dosyaya düzenli biçimde sunulması stratejik önem taşımaktadır.
4. Sağlık Giderleri Teminatı
Sağlık giderleri teminatı, üçüncü kişinin trafik kazası nedeniyle bedenen eski hâline döndürülmesi için protez organ bedelleri dahil yapılan tüm tedavi giderlerini kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan giderler ve sürekli bakıcı gideri bu teminat içinde kabul edilmiştir. Bununla birlikte 2918 sayılı Kanun m. 98 kapsamındaki sağlık giderleri, genel sağlık sigortalıları için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sorumluluğundadır; bu kapsamda ödenen giderler için sigorta şirketi ve Güvence Hesabı’nın sorumluluğu sona ermektedir.
Hükmün diğer önemli noktası ise bakıcı gideridir. Yeni düzenleme, tedavi süreci boyunca ortaya çıkan bakıcı giderleri ile sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ortaya çıkan ve tıbben gerekli olan sürekli bakıcı giderlerinin sigorta şirketleri veya Güvence Hesabı tarafından sağlık giderleri teminatından karşılanacağını belirtmektedir. Mağdurun bakıcı ihtiyacı süresi ve tedavi sonrasında sürekli bakıcı ihtiyacının belirlenmesinde Kurul Raporu dikkate alınacaktır. Bu düzenleme, önceki dönemde sağlık giderleri, sakatlanma teminatı ve bakıcı giderleri arasında yaşanan sınıflandırma sorununu azaltmayı hedeflemektedir. Danıştay’ın sağlık giderleri teminatına ilişkin iptal yaklaşımı dikkate alındığında, 2026 metninin bakıcı giderini tıbbi gereklilik ve Kurul Raporu üzerinden yeniden konumlandırması isabetlidir. Ancak uygulamada Kurul Raporu’nun bakıcı ihtiyacını yeterince gerekçelendirmemesi veya yalnızca sakatlık oranına odaklanması hâlinde yeni uyuşmazlıklar doğacaktır. Bu nedenle sağlık kurulu raporlarının, sadece oran değil, bakım ihtiyacının süresi, yoğunluğu ve tıbbi zorunluluğu bakımından da açıklayıcı olması gerektiği kanaatindeyiz.
5. Sakatlanma Teminatı
Sakatlanma teminatı, üçüncü kişinin sürekli sakatlığı dolayısıyla ileride ekonomik olarak uğrayacağı maddi zararları karşılamak üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümlerine göre belirlenen tazminatları içeren teminat olarak düzenlenmiştir. Trafik kazası nedeniyle mağdurun geçici iş göremezliği ve sürekli sakatlığı bu teminattan karşılanır. Tedavi sürecinin tamamlanması sonrasında sakatlık oranı ve geçici iş göremezlik süresinin belirlenmesinde Kurul Raporu dikkate alınır. Bu tebliğ de, açık biçimde TBK eksenli hesaplama rejimini benimsemektedir. Eski ek/formül yapısının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte sakatlanma tazminatında idari genel şartın görevi, tazminat kalemini tanımlamak ve başvuru sürecini düzenlemekle sınırlanmalı; zararın hesabı ise haksız fiil hukukunun genel ilkelerine göre yapılmalıdır. Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesi’nin sigortacı sorumluluğu ile işleten sorumluluğu arasında gerçek zararı ortadan kaldıracak ölçüde ayrım kurulamayacağı yönündeki gerekçesiyle uyumludur.
Sigortacı açısından bu değişiklik, aktüeryal hesaplama disiplininin tamamen devre dışı kalması anlamına gelmemektedir. Aksine hesaplamanın teknik niteliği devam etmektedir. Fakat teknik hesap, kanuni tazminat hukukuna tabi yardımcı araç niteliğindedir. Bundan sonra itirazların, kullanılan yaşam tablosu, gelir varsayımı, maluliyet oranı, geçici iş göremezlik süresi, iskonto/kapitalizasyon yaklaşımı ve hesap tarihindeki ekonomik veriler üzerinden somutlaştırılması beklenmelidir.
6. Destekten Yoksun Kalma Teminatı
Destekten yoksun kalma teminatı, üçüncü kişinin ölümü nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümlerine göre belirlenen tazminatları içeren teminat olarak yeniden düzenlenmiştir. Tebliğ ayrıca tazminat miktarının tespitinde ölen kişinin esas alınacağını ifade etmektedir. Bu değişiklik, destek ilişkisinin soyut kalıplar üzerinden değil, somut ekonomik ve sosyal ilişki üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini teyit eder. Destekten yoksun kalma tazminatında destek görenin zararını belirleyen unsur yalnızca mirasçılık sıfatı değildir; fiili destek ilişkisi, desteğin sürekliliği, ölenin gelir durumu, destek payları ve hayatın olağan akışı birlikte değerlendirilir. Bu nedenle genel şartların TBK’ya yaptığı açık gönderme, destek zararını daraltan idari formül anlayışının terk edildiğini göstermektedir.
C. Hasarlı Parça Değişimi: Orijinal Parça Önceliği, Eşdeğer Parça İstisnası ve İspat Yükü
Tebliğ’in B.2 maddesi, hasar gören parçanın niteliğine göre iki kademeli bir sistem kurmaktadır. Hasar gören parça orijinal ise ve onarımı mümkün değilse kural olarak orijinal parça ile değiştirilir. Ancak hak sahibinin onayının alınması veya orijinal parça ile değişimin mümkün olmaması hâlinde yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça kullanılabilecektir. Hak sahibinden onay alındığını veya orijinal parça ile değişimin mümkün olmadığını ispat yükü sigortacıya aittir.
Hasar gören parçanın orijinal olmaması hâlinde ise kural tersine dönmekte; parça onarılamıyorsa yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değiştirilmektedir. Ancak bu parçalarla değişim imkânı yoksa orijinal parça kullanılacaktır. Yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değişim imkânı olduğu hâlde orijinal parça ile onarım sağlanırsa, sigortacının sorumluluğu kaza tarihi itibarıyla benzer hasarlardaki onarım uygulamasına göre yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça bedeli ile sınırlı olacaktır. Bu imkânı ispat yükü de sigortacıya aittir.
Düzenlemenin sigorta uygulaması açısından iki net sonucu vardır. İlk olarak, orijinal parçaya ilişkin hak sahibi koruması güçlendirilmiştir. İkinci olarak, sigortacının “eşdeğer parça mümkündü” savunması soyut kalamaz; parça bulunabilirliği, teknik uygunluk, belgelendirme ve kaza tarihindeki benzer hasar uygulamasıyla ispatlanmalıdır. Ayrıca hüküm, bu uygulama sonucunda araçta kıymet artışı meydana gelse dahi farkın tazminattan indirilemeyeceğini belirterek, parça değişiminden doğan tartışmaları zarar gören aleyhine kendiliğinden indirim mekanizmasına dönüştürmemektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken sınır şudur: Eşdeğer veya yeniden kullanılabilir parça uygulaması, sigorta maliyetlerini yönetme aracı olarak meşru kabul edilebilir; ancak güvenlik, teknik uygunluk ve aracın ekonomik değerini koruma ilkeleriyle çelişmemelidir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 5684 sayılı Kanun m. 11/6 bağlamındaki belirleme yetkisine yapılan gönderme, eşdeğer parça alanında teknik standardın idari olarak daha kurumsal zemine taşınacağını göstermektedir.
D. Ağır Hasarlı Araçlarda “Trafikten Çekilmiştir” Şartı
Ağır hasar hâlinde yeni düzenleme, zarar gören aracın Kurumca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde ağır hasara uğradığının eksper raporu ile tespit edilmesi durumunda, aracın ilgili mevzuat doğrultusunda trafikten çekildiğine dair “trafikten çekilmiştir” kaşeli tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmeden tazminat ödenmeyeceğini düzenlemektedir.
Bu hükmün amacı, ekonomik olarak ağır hasarlı aracın tazminat ödemesi sonrası yeniden trafiğe güvenliksiz biçimde döndürülmesini veya aynı hasar üzerinden çifte ekonomik sonuç yaratılmasını önlemektir. Bununla birlikte hüküm, sigortacının ödeme yükümlülüğünü gereksiz biçimde sürüncemede bırakma aracına dönüştürülmemelidir. Ağır hasar tespiti, eksper raporunda denetlenebilir gerekçeye dayanmalı; hak sahibinin trafikten çekme işlemini yapabilmesi için sigortacı tarafından talep edilen bilgi ve belgeler açık biçimde bildirilmelidir.
E. Kaza Yerini Terk ve Rücu Sebebi: Maddi Hasarlı Kazalara Genişleme
B.4 maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi, önceki metindeki dar ifade yerine “trafik kazalarında” ibaresiyle düzenlenmiş; sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin can güvenliği nedeniyle uzaklaşma hâli ile bedeni hasara neden olan kazalarda tedavi veya yardım amacıyla sağlık kuruluşuna gitme gibi zorunlu hâller dışında olay yerini terk etmesi ya da kaza tutanağı, alkol raporu ve benzeri kazanın oluş koşullarına ilişkin belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması rücu sebebi olarak belirlenmiştir.
Bu değişiklik, uygulamada özellikle maddi hasarlı kazalarda olay yerini terk eden sürücüler bakımından önemlidir. Artık rücu riski yalnızca bedeni hasarlı kazalarla sınırlı okunmamalıdır. Buna karşılık hükmün uygulanmasında her olay yerinden ayrılma otomatik rücu sonucu doğurmamalıdır. Can güvenliği, acil sağlık ihtiyacı, yardım yükümlülüğü, kolluk çağırma imkânı, tutanak düzenleme olanağı ve kazanın oluş koşullarının belgelenip belgelenmediği somut olarak değerlendirilmelidir. Sigortacının rücu iddiası, sırf şekli terk olgusuna değil, rizikonun aydınlatılmasını engelleyen davranışa dayanmalıdır.
F. Sigortalının Değişmesi: 15 Günlük Otomatik Korumanın Kaldırılması
C.4 maddesindeki “mevcut sözleşmenin sigortalının değiştiği tarihten itibaren onbeş gün süresince herhangi bir işleme gerek kalmaksızın ve prim ödenmeksizin yeni işleten için sözleşme yapılana kadar geçerli olacağı” yönündeki hüküm yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik, araç devri sonrasında sigorta korumasının otomatik devam edeceğine ilişkin pratik alışkanlığı zayıflatmaktadır.
Bundan sonra araç alım-satımı, filo devri, şirket birleşmesi veya araç parkının yeniden yapılandırılması gibi işlemlerde yeni işletenin sigorta poliçesini derhâl yenilenmesi veya yeniden düzenlenmesi gerekir. Aksi hâlde teminat boşluğu, idari yaptırım ve rücu riski gündeme gelebilir. Özellikle galeriler, operasyonel kiralama şirketleri, lojistik şirketleri ve filo sahipleri bakımından devir anı ile yeni poliçenin kurulma anı arasındaki süre artık daha kritik bir uyum alanıdır.
Sonuç
2026 değişikliği genel yönü itibarıyla doğru bir normatif istikamete sahiptir. Özellikle TBK’ya açık gönderme yapılması, değer kaybı başvurusunun araç hasarı başvurusuna dahil sayılması, ek formüllerin kaldırılması, parça değişiminde ispat yükünün sigortacıya bırakılması ve kalıcı veri saklayıcısı ile bildirim disiplininin güçlendirilmesi, zarar gören lehine ve yargı kararlarıyla uyumlu adımlardır.
Bununla birlikte metnin çözüme kavuşturmadığı alanlar da vardır. İlk risk, Kurum tarafından belirlenecek usul ve esasların değer kaybı veya eksper ataması üzerinden yeniden katı formül rejimi yaratmasıdır. İdarenin teknik usul belirleme yetkisi mevcuttur; ancak bu yetki, gerçek zarar ilkesini ikame eden kapalı hesaplama cetvellerine dönüşmemelidir. Aksi hâlde 2026 düzenlemesi, biçimsel olarak yargı kararlarına uyarken maddi olarak aynı tartışmayı yeniden üretecektir.
İkinci risk, Kurul Raporu’nun işlevinin aşırı biçimde genişletilmesidir. Kurul Raporu, sakatlık oranı, geçici iş göremezlik süresi ve bakıcı ihtiyacı bakımından merkezi delildir; fakat tek başına her zarar kalemini tüketen mutlak delil değildir. Gerçek zarar ilkesi, raporun somut olayın diğer ekonomik ve tıbbi verileriyle birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Bu nedenle raporun hatalı, eksik veya çelişkili olması hâlinde itiraz ve ek rapor yolları etkin biçimde işletilmelidir.
Üçüncü risk, belge rejiminin hak arama özgürlüğünü fiilen daraltmasıdır. Ek-6’da istenen belgeler hasar dosyasının sağlıklı incelenmesi için gereklidir; ancak belge eksikliği, her durumda tazminat talebinin reddi sonucunu doğurmamalıdır. Sigortacının eksik evrak bildirimleri somut olmalı, hangi belgenin hangi zarar kalemi için zorunlu olduğu açıklanmalı ve hak sahibine makul tamamlama imkânı tanınmalıdır.
Dördüncü risk, kaza yerini terk düzenlemesinin otomatik rücu mekanizmasına dönüştürülmesidir. Yeni metnin maddi hasarlı kazaları da kapsaması yerindedir; çünkü kaza tutanağı, alkol raporu ve olay koşullarının tespiti rizikonun aydınlatılması için önemlidir. Ancak can güvenliği, sağlık yardımı, kolluk çağırma ve fiili imkânsızlık gibi durumlar gerçekçi değerlendirilmezse, rücu kurumu hakkaniyetsiz sonuçlar doğurabilir.
*13.06.2026, www.seyhanpartners.com.
SSS
Zorunlu trafik sigortası genel şartları 2026 değişikliği neyi değiştirdi?
2026 değişikliği, zorunlu mali sorumluluk sigortasında değer kaybı, sağlık giderleri, sürekli sakatlık, destekten yoksun kalma tazminatı, eşdeğer parça kullanımı, ağır hasarlı araçlarda ödeme koşulu ve sigortacının rücu hakkı bakımından önemli sonuçlar doğurmuştur.
Değer kaybı başvurusu ayrıca yapılmak zorunda mı?
Yeni düzenleme, araç hasarı için yapılan başvurunun değer kaybı talebini de kapsadığını kabul etmektedir. Bu nedenle uyuşmazlıkların ağırlık noktası artık değer kaybı talebinin varlığından çok, değer kaybının miktarı ve hesaplama yöntemi olacaktır.
Gerçek zarar ilkesi trafik sigortasında neden önemlidir?
Gerçek zarar ilkesi, trafik kazası nedeniyle ortaya çıkan zararın soyut cetvellerle değil, somut olayın ekonomik sonucu üzerinden belirlenmesini gerektirir. Bu ilke, zarar görenin tazminata erişimini ve sigorta hukukunun sosyal koruma fonksiyonunu güçlendirir.
Trafik sigortasında eşdeğer parça kullanılabilir mi?
Eşdeğer veya yeniden kullanılabilir parça kullanımı belirli şartlarla mümkündür. Ancak hak sahibinin onayı, parçanın teknik uygunluğu ve orijinal parça ile değişimin mümkün olup olmadığı gibi hususlarda ispat yükü sigortacıya aittir.
Kaza yerini terk halinde sigorta şirketi rücu edebilir mi?
Kaza yerinin terk edilmesi, somut olayın özelliklerine göre sigortacının rücu hakkı bakımından önem taşıyabilir. Ancak rücu hakkının doğup doğmadığı, kaza yerini terk sebebi, kusur, illiyet bağı ve genel şartlarda öngörülen koşullar dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Kaynak Notları
1. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar, 12.06.2026 tarihli ve 33278 sayılı Resmi Gazete; m. 1-9.
2. Aynı düzenleme eki Ek-6: Tazminat Ödemelerinde İstenilecek Belgeler; maddi zarar, bedeni zarar, ölüm ve kişisel bilgi doğrulama evrakı başlıkları.
3. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, özellikle m. 85, 90, 91, 97, 98 ve 99.
4. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, özellikle haksız fiile ilişkin m. 49 vd.; ölüm ve bedensel zarar kalemleri bakımından m. 53, 54, 55; hesaplamada geçici ödeme ve hâkimin takdir alanı bakımından m. 75.
5. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, 14.05.2015 tarihli ve 29355 sayılı Resmi Gazete.
6. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar, 04.12.2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete.
7. Anayasa Mahkemesi, E. 2019/40, K. 2020/40, 17.07.2020; Resmi Gazete, 09.10.2020, 31269.
8. Anayasa Mahkemesi, E. 2021/82, K. 2022/167, 29.12.2022; Resmi Gazete, 14.02.2023, 32104.
9. Danıştay 8. Dairesi, E. 2022/772, K. 2025/4513, 14.05.2025.
10. Danıştay 8. Dairesi, E. 2020/772, K. 2024/7229, 19.12.2024; sağlık giderleri teminatına ilişkin iptal değerlendirmesi.
11. Görgülü, Fatma, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortalarında (Trafik Sigortası) Enflasyon Sebebiyle Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 14, S. 1, 2024, s. 633-666.
12. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, özellikle sigorta sözleşmelerinin genel şartları ve eşdeğer parça düzenleme alanı bakımından m. 11/6 bağlamı.
.png)



Yorumlar